Bugünlerde çevremizde dolaşan sanki bahar havası değil…
Sanki yaprak dökümü mevsimindeyiz…
Dolu dizgin ayrılıklar, boşanmalar…
Niyeyse şaşırıyoruz, bazen hayretler içinde kalıyoruz…
İnsanoğlu bilimsel düşünceye biraz daha yatkın olsaydı, kafalar karışmaz, ilişkiler bu kadar içinden çıkılmaz bir hal almazdı belki.
Lise mezunu olan herkesin bileceği gibi…
Freud der ki;
Üç katman var zihnimizde:
İd, Ego, Süperego.
İlginizi çekiyorsa Google’layın, bakın…
İd “içimizdeki doyumsuz, güdüleriyle hareket eden, sadece ihtiyaçlarına odaklanmış, durdurulamayan, vicdansız hayvan” diye tarif ediliyor.
Yeni doğan bebeklerin zihninde sadece İd bulunuyor, Ego daha sonra gelişiyor…
Ego “kişisel güvenliği sağlayan, İd’in isteklerine bazen izin veren, bazen savunma mekanizmasıyla onu durduran, dengeleyen, zekası ve hafızası olan katmandır” deniyor.
Örneğin, İd acıkırsa hemen yemek bulup beslenmek istiyor ama Ego “karnının gurultusunu bastır ve toplantıya devam et, iş bitince yemek yersin” diyerek onu durduruyor.
Süperego, kültürel adetlere bağlı, tabuları ayakta tutan, baba figürünün içselleştirilmiş bir sembolü olan katman. İd’in ihtiyaçlarına, taleplerine karşı saldırgan bir tutum içinde. Öyle ki, arada onları dengeleyen Ego olmasa, bu ikisi fena halde kapışırlar…
Düşünsenize?
Bunların üçü de zihnimizin içinde, davranışlarımızı belirlemeye çalışıyorlar…
Film sahnesi gibi canlandırın gözünüzde…
Bir gece klübü hayal edin…
Klüpte bir adam duruyor, zihninin üç katmanıyla birlikte…
O sırada, danseden güzel bir kadın görüyorlar…
İd, hemen o kadınla “cinsel birleşmeye girmeyi” arzuluyor.
Ego “hop!” diyor. “Bu kadınla sevişmek isteriz, tamam ama bunun bir yolu yordamı var. Üzerine atlayıp eteğini sıyırmaya kalkarsan önce tokat yersin, sonra hapse girersin. Bunlar olmasın diye, önce hatunun yanına gidip sevimli espriler yapmalıyız, ona bir içki ısmarlamalıyız, birlikte dansetmeyi önermeliyiz. Sonra, cazibemizi konuşturup onu etkilemeye çalışmalıyız. Böylece başımız belaya girmeden sevişebiliriz.”
İd ve Ego, kendi aralarında güzelce anlaşacakken, bu kez Süperego devreye giriyor…
“Aklınızdan bile geçirmeyin çocuklar. Biz birine bağlıyız, ona sadık kalmalıyız. Sadakatsizlik günahtır. Ayrıca saat geç oldu, derhal bu mekandan çıkıp taksiyle eve dönmeliyiz.”
İd, doğal olarak Süperego’nun dediklerinden hiçbir şey anlamıyor, dönüp beklenti içinde Ego’ya bakıyor…
“Ne diyor bu? Niye eve dönecekmişiz? Bana ne, bana ne… Ben o kadını istiyorum!”
Süperego “ahlaksız it!” diye söylenerek başını iki yana sallıyor…
İkisi, aynı lisanı konuşamadıkları için anlaşamıyorlar. Karar verme işi egoya kalıyor.
Durumu analiz ediyor…
“Aslında sevgilimi aldatmaya içim el vermiyor. Ayrıca bu mekanda birçok tanıdık gördüm. Biz tanımadığımız bir kadına kur yaparken onların dedikodu yapmalarına, başka bir ortamda karşılaştığımızda ‘o gece fena dağıtmıştın’ diye bize laf çakmalarına katlanamayabilirim. Bu bizim saygınlığımızı zedeler, kariyerimiz için de iyi olmaz” filan diye düşünebilir.
Ya da:
“Şimdi bu kadına yaklaşmak için bir sürü numara çekeceğiz, havaya girecek, kendini ağırdan satacak, o kadar da olağanüstü güzel değil, uğraşmaya değmez” diyebilir.
Eğer kar-zarar hesabı yapıp mekandan ayrılmanın menfaatine olacağına karar verirse, “ağlamayı kes” diye kafasına bir şaplak atıp İd’i susturur, evlerine dönerler.
Süperego kazanmış olur.
Ama…
“Dünyaya bir kere geliyoruz. Son zamanlarda gece hayatından iyice koptuk, belki de eski formumuzu kaybediyoruz. Şimdi bu fıstığı tavlayıp götürürsek karizmayı doğrulturuz. Zaten kim çapkınlık yapmıyor ki? Milletin bize dil uzatacak hali mi var? Hem biz iş gezisindeyken bizim hatun ne halt karıştırıyor biliyor muyuz? Boşversene, felekten bir gece çalıp eğlenelim” diye karar verirse mekanda kalırlar. Ego, Süperegoya dönüp “çok sıkıcısın ihtiyar, kabuğuna çekil” der.
İd kazanmış olur.
İd saftır, Süperego bağnaz.
Ego’ysa, kurnazdır.
Kendini tatmin etmenin yollarını arar…
Yani:
Herhangi bir durumda, kişinin bir aziz gibi mi, yoksa vicdansız bir hayvan gibi mi davranacağına Ego’su karar verir…
Ve Ego sürekli ikilemde kalır.
Dürüst olmak gerekirse erkek zinhnindeki Süperego genel olarak zayıftır.
Söz gelimi, iki erkek arasında bir “ağız dalaşı” başlarsa, bu genellikle “yumruklaşmaya” dönüşür…
Kadınlardaysa, bunun tam tersi geçerlidir.
Onlar da çeşitli durumlarda ikilemde kalır ve Ego’larıyla karar verir…
Ama kadın zihnindeki İd “çocuklarını koruma içgüdüsü”nü saymazsak, o kadar etkili değildir. Süperego daha güçlüdür.
Bu yüzden erkeklerin daha çocuksu, kadınlarınsa daha akılcı olduğu düşünülür.
Bu yüzden gelenek “erkekler dağıtır, kadınlar çekip çevirir” biçiminde benimsenmiştir.
Evli bir kadının tek başına gece klübüne gidip tanımadığı adamlara “kesik attığını” filan görmek pek olası değildir mesela…
Ya da ağız dalaşına giren iki kadının sokak ortasında yumruklaştığını…
Aslında her şey öylesine şeffaf ki…
Süregiden beraberliklere bakınca, hep aynı şeyi görmüyor muyuz?
Kadın, erkeğin “Süperego”su haline geliyor…
Erkek de kadının “İd”i…
Anlaşılmayacak bir şey yok bunda.
Bilimsel düşüncenin dayanılmaz hafifliği



